10 Temmuz 2015 Cuma

Uslu Çocuk Yetiştirmenin Kuralları ?

Yok öyle bir kural baştan söyleyeyim! 

Henüz ben etrafımda mamasını verip, altını temizleyip, yatağa yatır, baksın tavana sonra da uyusun, sonra yine mamasını ver, altını temizle, baksın tavana sonra yine uyusunlu bir bebekle tanışmadım, görmedim, bilmiyorum!

Ama çocukları 40 yaşına gelmiş olan herkes bebekliklerinde çok uslu bir çocuk ve bebek olduğunu filan söylüyorlar çocuklarının.

Ya geçici hafıza kaybı yaşıyorlar, ya bunadılar, ya da yalan söylüyor ve her şeyin en iyisini ben yaparımcılardanlar.



Hayır madem usluydu sizin çocuklarınız hiç ağlamazlar, sizi hiç yormazlar böyle robot bebek gibi köşe yastığı gibilerdi de neden (tırnak içinde) "yaramaz" çocuklar doğurdular?

Bu kadar kitap okuyoruz, internet gibi bir nimetin başındayız 7/24, sürekli interaktif bir iletişime sahibiz bu çağın anneleri olarak...

Siz bundan 40 sene öncesinde bunların hiçbirine sahip değilken ülkede okuma yazma oranının en düşük olduğu senelerde yaşarken ve o senelerin gençleri olarak çocuk büyütürken nasıl oluyor da uslu çocuk büyütmenin kitabını yazmış gibi sağda solda konuşuyorsunuz ben hiç anlamıyorum.

"Ayh benim oğlan çok usluydu, hiç böyle huysuz değildi."  - "Benim kız akşam bir uyurdu sabaha kadar açmazdı"

Dikkat ediyorum bu cümleleri söyleyenlerin % 49'u bebeklerini kardeşlerine, annelerine baktırıp, kendileri 40 gün yataktan ayağını aşağı indirmemiş, beyaz saten dantelli gecelik ve tüylü terlikleri ile gelenleri sultan yatağında karşılamış insanlar...

Şahsen benim böyle bir anım olmadı. Kasığımda boydan boya dikişle 15 günlük lohusayken banyo ovaladığımı biliyorum ben! 

Diğer %49'u da "ben mükemmellim, mükemmel çocuklar yetiştirdim, ben bebek bakmayı çok iyi biliyorum, sen bir boktan anlamıyorsun, sen anlamadığın ve bakamadığın için bu çocuk böyle zırlıyor"cular.

Bunlar da hep Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi "mış" gibi yaşayan yetişkinlerden. O dönemleri kimsenin bilmediği ortamlarda ahkam kesen ukalalıklarıyla milleti bıktıran insan tipleri....

Geriye kalan %2'lik kısıma hadi diyorum! Hadi belki haklısınızdır. Onu da radyasyonun az olduğu ve çocuklar her şeyin en doğalı ile beslendiği bir dönem olduğundan dolayı belki diyerek salaklık derecesine varan saf duygularımla "hadi, he he öyledir" diyorum!

Benim şansım annem! 
Her zaman söylüyorum. Annem yanımda, yanı başımda hep. Hamileliğimden bu yana. Onun sayesinde zorluk derecem minimumda.

Ben çok ağlayan bir bebekmişim. Ama bana annem tek başına bakmış. Çanakkale'den İstanbul'a gelmiş, kayınvalidesinden başka tanıdığı kimse yokmuş. O da hiç yardımcı olmamış. Bir gün kucağına alıp 1 saat oyalamış değilmiş. Ve annem hiç susmayan bir bebeğe bakarak, hem evinin alışverişini yaparmış, hem benim alışverişimi yaparmış, hem evi siler süpürür, hem yemek yapar, hem babamla ilgilenir hem de dışarı çıktı mı herkes arkasından bir kere daha bakarmış. Annemi o zaman tanıyanlar şimdi 30 yıllık arkadaşları ve annemi bana hep böyle anlatırlar.

Ve babam sağolsun tipik bir Türk erkeği gibi "Annesiiii bu ağlıyor" diyip çekilirmiş bir kenara. Sabahlara kadar hem uykusuz, hem yorgun, hem de tüm koca evin sorumluluğu... Böyle bir kadın geçsin karşıma bana ahkam kessin. Bende onu alnından öpeyim. Ama hoş annemin de bana bakamadığını ve bakamadığı için böyle ağlayan bir bebek olduğumu düşünen bir çok insan var hayatımızda hala. 

Hiç yemek yemememle ilgili ve annemin bulduğu çareleri size daha sonra anlatacağım. O mevzular da ayrı bir dosya yazısı çünkü. 

"Velhasılı kelam, ağzı olan konuşuyor üstadım" lafı buraya cuk gibi oturuyor!

Daha önce de yazdım her çocuk aynı değildir, biri daha uyumlu ve sakinken bir diğeri biraz daha hırçın ve nazlı olabilir. Dikkatinizi çekerim hırçın ve nazlı diyorum. Mız mız ve yaramaz demiyorum.

Ve bunu asla kabul etmiyorum. Her bebeğin bir karakteri var. Ve kimseler kusura bakmasın uslu bebek diye bir şey yok. Ben o çok uslu bebek diye iddia edilenlerin 3 yaşından sonra canavarlaşanlarını çok gördüm. 

Ama anneler herhalde zaman geçince üstünden unutuyor. 

Bilmiyorum belki bende unutucağım. Hep güzel ve mışıl mışıl uyuyan anlarını hatırlayacağım. Belli olmaz. O teyzelerden biri de 40 sene sonra ben oluyor muşum! Bu yazı hala buralarda durursa torunlarım başıma kakarlar inşallah ne diyeyim!

Barbaros, ne sakin ne de hırçın. Gazı varsa, sıkıntılı bir gün geçirdiyse biraz daha agresif olabiliyor. Ama genel anlamda gülmeyi seven bir çocuk şimdilik maşallah. 

İlerleyen zamanlarda ne olur bilemem. Ama uslu bir çocuğum var, ben süper çocuk büyüttüm, mükemmel anneyim demeyeceğim hiç bir zaman, onu biliyorum! 

Anneliğin mükemmelliği çocuğun ağlamaması ile ilgili değildir, bunu herkes ama herkes kabul etsin. NOKTA!!!

Gözde

Görsel: Pinterest

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Eyvah Gaz! "Gazlı Bebek!"

Eveettt Pazar sabahının köründen herkeslere Günaydın! 

Gazlı bir bebeğiniz mi var? Gaz probleminiz hiç bitmeyecek mi sanıyorsunuz? Uykusuz gecelerde kafanızı duvara vurup patlatmak mı istiyorsunuz? Hiç susmayan bir bebek kucağınızdayken kendinizi üniversite yıllarında avare gezdiğiniz zamanları özlerken mi buldunuz? Yoksa sizde onunla birlikte oturup ağlıyor musunuz? 

Ama abartmayın sizde canııımmm bu kadar şikayet olur mu hiç ? O sizin evladınız! :)

Durun şimdi bir derin nefes alalım. Çok hızlı bir giriş oldu bu :)

Günümün en sakin zamanlarından bir parçacık şuan. Ssshh bebek uyuyor! yani. 

Bu sakin zaman parçacıkları bizde her gün değişiyor. Bazen sabah, bazen günün ortalık yeri, bazen akşam üstü 7'de... 

Duyuyorum insanlar rutinleştiriyorlarmış. İşte akşam 8'de yatırıp ertesi gün 8'de kalkıyormuş filan. Biz henüz o şerefe nail olamadık. Bazı günler "aha oldu bu iş!" diye sevinç çığlıkları çok attım. Bir şey başarmanın gururu ile gerine gerine gezdiğim çok oldu ama bizim beyfendi öyle kurallı, kaideli ve düzenli gitmiyor, bana benzemiş ;)


Ben kendimi o şehir efsanesi haline dönüşen "en az 2 sene uykusuzluğu göze alacaksın" cümlesini beynime kazıdım sanırım! O yüzden pek etkilenmiyorum... Zamanında iki seksen "ayh bugün naaaapsaaakkkk" diye aval aval etrafa bakındığım günlerime tutuyorum. Sabah uyandığımda bana gözlerinin içi gülen oğlumun yüzünü gördüğümde yüzümü yıkamama bile gerek kalmıyor! 12 saat uyumuş gibi gözlerim açılıveriyor :)

Neyse bugünkü asıl meselemiz gaz idi! Geri dönelim!

Yukarıdaki tüm cümleleri bizzat, ben, şahsen, kendim yaşadım, yaşadık! Annneeeeee geeelll bu çocuğu biz susturamıyoruz diye annemi aradığım çok oldu. Annem geldi, sustu mu? Hayır, tabi ki. Ama insanın annesi yanında olunca sanki bu iş ile ilgili en makamlı insanın yanında olmasından dolayı içini sonsuz bir huzur kaplıyor. O dakikadan sonra isterse sabaha kadar ağlayabilir yani o derece bir rehavete kapılıyorsun. 

Neyse bizim ağlama krizlerimiz aynen bilim insanlarının ortaya çıkardığı bebek gaz takviminle birebirdi. Efendime söyleyeyim, 20. günde başladık 3,5 aylık olana kadar devam ettik. Şuanda da hala ara ara bazı akşamlarda devam ediyor. Ama bundan sonrası artık dikkat ediyorum ki o gün rüzgar aldıysa, birazcık dikkat etmediğimiz es geçtiğimiz bir zaman dilimi olduysa o zaman dilimi kadar uykuya dalmadan önce bir ağlama durumumuz söz konusu oluyor.

Ama benim ya bu işin bir çözümü yok mu diye hayıflandığımda çok güvenilir bir arkadaşımın önerisiyle ve daha sonra da doktorumuzun tavsiyesiyle Saab damlayı kullandık. Allah'ım o damlayı icat eden, bulan, üreten, satan, getiren, götüren, tavsiye eden, herkese ama herkese ne dualar ettim tahmin bile edemezsiniz!

Bizim oğlana çok iyi geldi, herkes de aynı etkiyi göstermiyormuş o ayrı. Milyon tane damla deneyen, doğal ilaç deneyenler var ama her çocuk da herşey işe yaramıyormuş. Bizimkinde ilk atışımız isabetliydi çok şükür ki!

Gelelim o yoğun gaz altındaki gecelere... Bir kere gün geçtikçe sakin olmayı öğrendim. Bunun geçici bir şey olduğunu kendime inandırdım. Şikayet etmemeye ve şuanda yaşadığım her şeyi ama her şeyi ileride çok özleyeceğimi düşündüm hep. 

Allah'ımın bana verdiği bu mucizeden hiçbir zaman şikayet etmedim. Benden size nacizene tavsiye. Sizde şikayet etmemeye çalışın. Ne olursa olsun ne yaşarsanız yaşayın. Evet, çok zor bir süreç kabul ediyorum. Ama geçecek ve inanın bana o ağladığında kucağınıza aldığında susan ve sizin gözlerinin içine bakarak kafasını göğsünüze dayayan günleri çok özleyeceksiniz. Göğsünüzün üzerinde uyuya kaldığı günleri çok anacaksınız. Ve inanın bana hayatın en güzel şeyini yaşıyorsunuz. O an bunu düşünmek imkansız olabilir ama tadını çıkarın lütfen! Açıkçası ben öyle yapmaya çalıştım. 

Sizin sahip olduğunuz ve yaşadığınız o anı yaşamak için oraya buraya gidip tedaviler olan, evliyalara adaklar adayan, gece gündüz dualar eden milyonlarca kadın var. Biraz sabırlı olun. Çocuk büyütmek zor ama bence dünyanın en zevkli işi. Sizi karşılıksızca seven bir insan, sizin kanınızdan canınızdan. 

Ben bana ondan gelen her şeye ama her şeye önce şükrettim. Sonra da bu durumla başa çıkmanın bir yolunu aradım. İnanın bu mantıkla giderseniz Allah önünüze çıkarır ve kendinize de bebeğinize de eziyet etmiş olmazsınız. Bunu yaşayan ilk siz değilsiniz, son da olmayacaksınız. Önce bunu kabul edin bir kere!

Unutmayın çok şikayet hep daha çoğunu getirir size! Yakınmak yakınmayı, hastalık hastalığı getirir. Siz pozitif olun ki çocuğunuz da pozitif olsun. Asık suratlı, sürekli şikayet eden, öfleyen pöfleyen bir annenin bebeği de ne yazık ki negatif her şeye ağlayan, asık suratlı ve memnuniyetsiz oluyor.

"Aman canım el kadar bebek nerden anlayacak bunları" demeyin! Onlar her durumu herşeyi çok iyi anlıyorlar. Yanlış birşey yaptığınızda özür dileyin ben yapıyorum mesela. "Özür dilerim oğlum mamanı geciktirdiğim için" diyorum! "Özür dilerim seni anlayamadığım" için diyorum. Ve ben öyle konuşmaya başladığımda sakinleşiyor ve beni izliyor sonrasında ise gülmeye başlıyor.

Sakin olun, sadece sakin... Ve en önemlisi pozitif...

Benim bir şansım da eşim!

Kemal bana bu konularda hep destek, tam destek. Benim köşeye sıkıştığımı anladığında hoopp alır kucağımdan , hemen gelir tamam "ben hallederim" der ve ben o an derin bir "ohh'la" şarjımı yeniden doldurma şansına erişirim.

Kısacası çok şükür ki bu konuda çok şanslıyım. Bir şansım da annem. Annem hamileliğim ve şu zamana kadar bir an olsun yalnız bırakmadı beni. Bu pozitifliğimi ve sakinliğimi kazandıran kişi de annemdir. Bana hiç karışmadı, dayatmadı, ben bir şeyi nasıl istiyorsam öyle yapıyorum. Sanırım en önemlisi de bu. Beni hiç germeyince ben de rahat Barbaros'da, annem de, Kemal'de.

"Yanınızda olan insanlar hayatınızın akışını değiştirir" diye beylik bir lafı da şuraya kondurayım. 

Çok şükür!

Kısacası "gaza da mı şükür edeyim şimdi, bu yazının ana fikri bu mu" diye soranlarınız olabilir... Evet, arkadaşım şükür edin! Şikayet etmeyin. Oflayıp, puflamayın. Hemen gardınızı düşürmeyin. Uykusuzum diye kendinizi dağıtmayın, bebeğim var diye kendinizi eve hapsetmeyin. Hayat devam ediyor. Onunla birlikte yaşamayı ve birlikte her şeyden zevk almayı öğrenin. Çare arayın. Ama şikayet ederek değil. Şikayet ederek çare ararsanız, bulduğunuz çareler geçici olur. 

Haa bir de kimsenin bebeğine bakıp iç geçirmeyin. "Bizimki seninki gibi değil ki, canavar canavar bu demeyin!

O canavarı sakinleştirmek inanın bana sizin elinizde. Evet, kabul ediyorum bazı zamanlarda içlerine bir şeyler kaçıyor. Birden deliriveriyor mesela bizimki. An, mekan, insan yanı filan demiyor. O içine kaçan şey gaz olduğunu düşünüyorum, o an onu çıkarmak için yapabileceğiniz ne varsa onu yapın.

Bu zamanla oluşacak bir deneyim. Günler geçtikçe her gün yeni bir sakinleştirme tekniği üretiyorsun. Ve zaman ilerlediğinde o içine kaçan şeyi yani "gazı" çıkarmak için hepsini en baştan başlayarak deniyorsun. 

Çok bilinmeyen bir şeyler değil ama ben yine de yazayım!

Gaz çıkarmak için bizim yöntemlerimiz;

Ayağa kalkın, omzunuza doğru onu yüzüstü yatırın ve sırtına doğru orta sertlikte aynı tempoda pışpışlayın!
Oturun, dizinize yüz üstü şekilde koyun ve aynı şekilde orta sertlikte aynı tempoda pışpışlayın ve aynı zamanda bacağınızı da yukarı aşarı oynatın!
Bizde çok işe yarayan ve doktorun önerdiği asansör yöntemini uygulayın. Ama bir erkek gücü istiyor bazen babadan destek alın! Ayağa kalkın, bebeğinizi yukarı aşağı yukarı aşağı orta yavaşlıkta kaldırıp indirin.
Damlayı verdikten sonra ağzına yalancı emziği sokun ve ayağınızda hızlı bir şekilde sallayın.
Aynı şekilde damlayı verdikten sonra ağzına yalancı emziği sokun ve göğsünüze emzirme pozisyonuna getirerek kulağına doğru pışş pışş pışşlayın!
Rezene çayından günde 7-8 çay kaşığı kadar verebilirsiniz.

Ama tüm bunlar o anı kurtarma çabasıdır, hatırlatayım! :)))

Bazen de derin bir uykuya dalmanın hazırlığıdır hiç belli olmaz! Siz hepsini tek tek deneyebilirsiniz. Elbet biri tutuyor. Tutmadıysa tekrar başa dönün ve aynılarını yapın. Taa ki uykuya dalana kadar :)

Korkmayın, topu topu 2 -3 ay sonra hayat normale dönüyor. Ve yukarıda yazdıklarımı zamanı geldiğinde açıp açıp tekrar okuyun bence :)

Herkese gazsız, koliksiz geceler, günler diliyorum.

Kolik konusuna da ayrıca değineceğim! Deneyimlerimi yazacağım...

Bizimkinin uzaklardan bir yerlerden mızıklama sesleri gelmeye başladı. :)

Şimdilik Adios Amigos!

Gözde

Görsel: Pinterest







2 Temmuz 2015 Perşembe

Dumanı Üstünde Anne!

Uzuuunnn bir ara ve yine ben... İnsanın hayatında 6 ayda neler değişir gelin size anlatayım bundan sonra :) Benim şuan kanlı canlı her bir şeye gülen ve her bir şeye mızıkan 4,5 aylık bir boncuğum var! :) (: 

Şuan bu yazıyı onun kısa uyku molasında yazıyorum bakalım daha kaç kelime daha yazabileceğim... 
---------------------------------
 Derken uyanır ve ben yaklaşık 2 saat sonra tekrar dönerim yazmaya! Neyse! 

 İstanbul'a 1980 yılından sonra ilk defa bu kadar şiddetli bir şekilde etkisini gösteren kar yağışının olduğu gün Barbaros aramıza katıldı. 

Uzun sancılı, bol ağlamalı ve hayatımın en heyecan ve korku ile karışık gecenin sabahı saat 06:00 sularında hastaneye gittik ve ne olduğumuzu anlamadan apar topar yattık. Kendimi nst'ye bağlı ve plates topunun üzerinde zıp zıp zıplarken buldum :)


Ve hamileliğimin 37+3. haftasında tarih 17 Şubat Salı 2015'i saatler ise 19:42'yi gösterdiğinde benim boncuğumu yanağıma koydular ve 9 ay beklediğim mis kokuyu ciğerlerime, beynime ve hatta kalbime dahi kazıdım o an. İşte o gün bugündür bu fındık kurduyla günler inanılmaz bir hızla geçiyor. 

Bugüne kadar neden bekledim yazmak için hiç bilmiyorum. Ama daha fazla baskılara dayanamayarak işte geldim buradayım yine :) Lohusalık, çocuklu hayata alışma, yeniden bir düzen kurma derken zaman akıp gitmiş 4,5 ay geçmiş bile. 

 Bu devirde bir zamanın bir de paranın kıymeti yok zaten! Zart bitiyor, zurt harcanıyor! 

Aklıma geldikçe lohusalık zamanım, hamileliğimin son zamanları ve sonrası ile ilgili deneyimlerimi buradan paylaşacağım sizlerle... Annelik deneyimi bazı zamanlarda uçsuz bucaksız bir çöl bazı zamanlarda ise uçsuz bucaksız bir okyanus. Bu işte "ben oldum, ben en mükemmelim" diyemezsin. 

Dememelisin! 

O yüzden bu tatlı süreç içinde yaşadığım her şeyi burada paylaşacağım diyorum. Akıl vermeyi ve ukalalığı hiç sevmem bilirsiniz. Bu yüzden yaşadıklarımı kendi çapımda anlatırım. Hayatımın her evresinde bu böyleydi, bundan sonra da böyle devam eder. 

Bu zaman zarfında birçok miniği olan blogger arkadaşımı takip etmeye ve hepsiyle irtibatta kalmaya devam ediyorum. Okumak, araştırmak ve sürekli dört gözü açık olmak bir annenin en birincil görevi zaten!

   Bana göre her çocuk kendi romanını yazarsa her anne de o çocuğa göre kendi annelik serüvenini yaşar. Bu yüzden o öyle yapmış bende yapayım, o benden gördü de yaptı, yok efendim ben daha iyi biliyorum benim dediğimi yapın, ben en iyi doktora gidiyorum o yüzden bizim çocuk seninkinden daha süper gibi veya benzer konular beni bunaltıyor, beni daraltıyor, iması bile beni geriyor canlarım. Çocuksuz hayatımda da hiç böyle tavırlar sergilemedim, çocuğu olunca birden değişiveren annelerden de olmaya hiç niyetim yok.

Bizde her zamanki gibi neyse o :) 

Ben 4,5 aylık dumanı üstünde tüten anneliğimde öğrendiğim tek şey ezbere konuşmamak ve kesinlikle ezbere dayalı çocuk büyütmemek.

Ben kendim kuralları ve sıkıcı zaman planlamalarını sevmem. Onun zararı var yedirmem, bunun zararı var içirmem, yok efendim onu şöyle yaparım asla böyle yapmam. Yok bilmem ne kursuna gönderirsem çocuğumun beyninin bilmem ne bölgesinde bilmem neler gelişir. 

Ben bu kuralcı, sıkıcı ve özenti anneliğe karşıyım. Hiçbir zaman çocuğumu bu şekilde yetiştirmeyi planlarım içine dahil etmiyorum. Mümkün olduğunca doğal anneannemin annemi, annemin beni yetiştirdiği gibi yetiştireceğim. İmkanlarım doğrultusunda da hayatına anlam katmak için elimden gelenini yapacağım

Bunları şimdiden buraya yazıyorum. Sonra bana mesajlar atılıyor. Sende çok şöylesin, böylesin diye. Copy paste bebeklerle dolu her yer... Ayrıca bebekler değil insanlar yetiştiriyoruz baylar bayanlar unutmayın! O şimdiden garip ve manasız bir yarışa soktuğunuz bebekler 1 yaş 2 yaş derken 15 - 20 yaşlara geldiğinde siz şimdiki gibi onları yönlendiremeyeceksiniz hiçbir anlamda. Bu yüzden sidik yarışına girmeden önce biraz frene basalım ve sadece çocuklarımıza odaklanalım.

Neyse bunları daha çok konuşacağız. Bizimki uyanmadan mantıklı cümlelerle bitireyim bir an önce :)

Şimdilik tekrardan merhaba diyelim. 

Ve 4,5 aylık kuzumla neler oluyor neler bitiyor konuşmak için bazen her gün bazen haftada bir gün bazen bir kaç günde bir burada buluşmak üzere... 

Hem benim hem de Barbaros Paşa'nın ruh-i ahvaline göre ;) 

Hayat hepimize bir bebek gülüşü kadar samimi ve masum insanlar getirsin... 

Ayrıca İnstagram sayfam buralardan çok daha aktif her zaman haberiniz olsun ;) 

Gözde


1 Aralık 2014 Pazartesi

Hayat Paylaşınca Güzel!

Düşünsene yalnızsın! Bence delirmenin bir diğer halidir yalnızlık! Ben hayatımdaki her anımı mutluluğumu, sevincimi, üzüntümü, kederimi, gülümsememi birileriyle paylaşmadan bir hayat yaşadığımı düşünemiyorum. 

Hayatındaki yalnızlıkla övünen insanlara hiçbir zaman anlam veremedim. "Yalnızlık Allah'a mahsustur" diye klişe laflar etmeyeceğim, yanlış anlaşılmasın. Her insan kendi içinde biraz yalnızdır, onu kabul ediyorum. Ama seçilmiş yalnızlık bence ayağına beton bağlanıp kendini kör kuyuya attırmış bir hayvandan farksızdır. 


Dikkat edin "seçilmiş yalnızlık" diyorum. Yoksa ailenden uzakta olursun, şartlar onu gerektirir, mecburi ve geçici bir hal içerisindedir, kendini çok yalnız hissedersin ondan bahsetmiyorum. 

Tabii bir de "yalnızlığı seviyorum, bu benim seçimim arkadaş" diyen arkadaşa bir de şunu sormak lazım. Acaba bu yalnızlığı sen mi seçiyorsun, yoksa etrafında seninle birlikte olmaktan zevk almayan, hayatına girdiğin her insanı huzursuz eden ruh halin yüzünden yalnız mı bırakılıyorsun? 

Dediğim gibi yalnızlığın halleri var...

Örneğin; Sevgilimden ayrıldım, çok yalnızım.

Bu hepimizin zamanın birinde belki de tam şuan yaşadığımız anlık ve geçici bir durumdur. Başka bir sevgili buluncaya kadardır bu yalnızlık bunalımı. Zararsızdır!

Örneğin; Annemi babamı kaybettim kendimi terk edilmiş köpek yavrusu gibi hissediyorum. 

Bence bu hayatta hissedebileceğin en acı ve yerine kimseyi ve hiçbir şeyi koyamayacağın bir duygudur. Hayatının sonuna kadar damarlarında hep hissedeceğin bir yalnızlık duygusudur. Ama bu duygu hayatın gerçeğidir. Hepimizin gün gelip yaşayacağı acı bir gerçektir.

Örneğin; Hayatımda kalabalıklar içerisinde yapayalnızım. 

Bu da hafif melankoli ve mükemmeli ararken eksikleri içinde kaybolmuş insan tipi. Hayatında her türlü insan var ama asıl onu memnun edecek asıl onun damarlarından geçerek kalbine dokunacak birine sahip olamamasıdır hayatta. Bu da melankolik bir yalnızlıktır. Geçici olması büyük ihtimaldir.

Ve son örnek...

Ben yalnızlığı seçiyorum,çünkü yalnızken çok iyiyim, çok şahaneyim, ohhh dünya bana güzel!

İşte bu tip yalnızlık "seçilmiş yalnızlık" Bu da en tehlikelisi, böyle biri varsa etrafında oradan koşarak kaç bence. Çünkü bu tipler içlerinde yaşadıkları mutsuzlukları hazmedemeyerek, insan içine çıkmanın onlara zarar vereceğini düşünürler. Kalabalıkları sevmezler,çünkü insanların soruları onları rahatsız eder. Hayatlarında kabullenemedikleri, hazmedemedikleri şeyler vardır. Kompleks hat safhadadır. Herkesin herşeyi iyi ya da kötü onlara batar. Onları da hazmedemezler. Hiçbir şeye, hiç kimseye tahammülleri yoktur. Uzaktan herkesi izlerler, ama kendileri kapalı kutu kalsın isterler. Ama sorsan ben çok mutluyum, disko disko partizane bir hayatları vardır. Çünkü kendilerince yalnızlığı onlar seçmişlerdir. Öyle bir inanmışlardır ki kendilerinin seçtiğine yalnızlığı. Etrafındaki hiç kimse tarafından neden gerçekten sevilmediklerinin, sayılmadıklarının ve yok sayıldıklarının hesabını yapmak istemezler. Küçük dünyalarında mutludurlar. Sosyal hayat onlar için büyük tehlike arz eder. Kendilerini nerede güçlü hissediyorlar ise oradan çıkmak istemezler. Çünkü o dünya dışında kendilerini ifade edebilecek ne özgüvenleri ne de cesaretleri vardır. Ama tabii ki bunların hiç birini kabul etmezler ve etmedikleri gibi herkesi de suçlarlar. Herkese bir kulp bulurlar. Hayatta bir tek onlar haklı, onlar imanlı, onlar iyi kalpli, onlar hoş güzel dış dünyadaki herkes bombok! Bir de böyle irfanlı halleri vardır. Her şeyi en iyi bilen, kusursuz insan portreleri... Bu tip seçilmiş yalnızlığı seçenlerle ne konuşabilirsin, ne bir şey paylaşabilirsin, ne de dost olabilirsin. Sürekli suçlarlar, O aramadı, o bana şunu yapmadı. O bana ne yaptı ki ben ona ne yapayım. Hadi bakalım şimdi o yaşasın. Ben şunu bunu yaşadığımda kimse yanımda yoktu. Bende şimdi onun bunun yanında olamam. Kendilerinden başka kimseyi sevmeyen, fazlasıyla ketum ama bir o kadar da başkalarının hayatlarına meraklı bu seçilmiş yalnızlık yaşayanlar hayatları boyunca yalnız kalmaya ve hatta yalnız ölmeye mahkumdurlar.

Bunlar hiçbir şey vermeden hep almak isteyen kan emici yarasalar gibidir... Hiçbir yaralı parmağa işemez, hiçbir taşın altına elini sokmaz, hiç kimsenin ne mutlu ne mutsuz gününde yanında olmaz. Ama herkesler onunla ilgilensin, hep onu poh pohlasınlar,ağasın, paşasın sen on numarasın, sen olmazsan biz napardık filan demenizi beklerler. 

Sonuç ne olur peki söyleyeyim mi?

Elbette avuçlarını yalarlar... Çünkü ekmeden biçmek Allah'a mahsustur... Önce sevgini, saygını, ilgini, şefkatini, göz nurunu, el emeğini böyle ilmek ilmek ekeceksin ki sonra bak bakalım onlar sana nasıl geri dönüyor... Bak bir dene bunları bakalım öyle yalnız kalabiliyor musun? Bunları yapabilsen öyle yalnızlıklar içinde boğulmazsın. Allah ben şimdi ne yapacağım dediğin anda hızır gibi en sevdiklerini bitiriverir yanında. Ummadığın yerden ummadığın dostların seni mutlu eder, şereflendirir, onurlandırır hayatında.

Bence en büyük şeref ve kıvanç etrafında saygıdeğer ve seni seven insanlarla bir hayat yaşamaktır. Yalnızken mutluyum yalanını kendine söylemeye devam ettiğin sürece mutsuzluğa mahkum kalırsın. 

Ve Allah istediğin kadar el aç, sana hiçbir zaman bu hayatı layığı ile yaşamadığın ve sana değer verenlere yeteri kadar değer vermediğin için seni ömür boyu bitmek tükenmek bilmeyen bir yalnızlığa prangalarla bağlar, bir süre sonra kalabalıkları  istesen de zaten yapayalnız hayatının sonuna kadar devam edersin. 

Çok şükür etrafı sevdiği insanlarla çevrili kalabalığı seven herkese,çok şükür...

Çok şükür bana da,bize de, böyle düşünenlere de çok şükür...

Gözde



Görsel:Pinterest








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...