3 Şubat 2014 Pazartesi

HER YER SALE, HER YER SALE!

Geçenlerde bir alışveriş merkezinde gezerken arkamızda bir teyze yanındakilere aynen böyle diyordu. Ama yazıldığı gibi; "amaaaannnn her yer sa - le her yer sa - le" :) ( Cem Yılmaz ses tonu ile )

Teyze kendine göre haklı. Kızmış, öfkelenmiş ve isyanını dile getiriyor... Tipik yurdum insanı tepkisi :) Ama diyalog tam bir Cem Yılmaz esprisi kıvamında :)


O günden beri Sale yazan bir mağaza gördüğümde istemsiz bir şekilde teyzeye hak veriyor ve "her yer sale her yer sale" diyorum çünkümü anlatayım efendim...

Bir kere koca koca şehirlerin küçük küçük insanları olarak AVM'lere olan ilgimiz neden bu kadar fazla onu bilemiyorum. Aslında biliyorum ama burada Amerikan Emperyalizmi diye cümleye başlarsam çil yavrusu gibi dağılırsınız ondan korkuyorum :)

Neyse, mesele her yer sale evet ama salelik bir durum göremiyoruz biz ortada sorun o. Yapıştır bir sweat'e 300 lira etiketi, sonra Sale bantlarını geç kırmızı kırmızı mağazanın camlarına sonra da %50 yaz! Karınca duasından beter bir ufaklıkta da "varan indirimlerle" diye yaz ki kazığı rahatça sokabil!

Yahu hayır, hadi benim meslektaşlarım bu kazığı koyuyor oraya da niye herkes o kazığa oturmaya bu kadar meraklı ben bunu anlamıyorum. Bir giriyorsun Sale mağazasına, bir gör sanırsın bedava dağıtıyorlar...

"Al, al Zeynep bak bu sezon başı 300 TL'di şimdi 260 TL, işte böyle indirimleri kovalayacaksın, akıllı olacaksın, gerizekalı gibi sezonda gelir alırsan 300'e yersin kazığı!"

Size yemin ederim duyduğum diyalog bunun aynısıydı... 40 TL karda abla, aile ekonomisine büyük katkıda buluyor, Allah'ım ne büyük bir öz veri... Ne büyük insansın sen... 40 TL ya koskoca 40 TL... İşte tasarruf dediğin bu olacak arkadaş.

Ama kusura bakma "o her yer sale her sale" diyen dalga geçtiğim teyzem senin yediğin numarayı yemiyor işte. Belki parasızlığından yemiyor ama eminim parası da olsa o kazağı 40 TL ucuz diye 260 TL vermezdi...

Burada amacım sınıf karşılaştırmak, hayat standardı karşılaştırmak filan değil... Amacım kazıkları yemeyin, yedirtmeyin, "her yer sale" diye dalmayın... Durun hele bir geçsin 14 Şubat'da... Sonra bakarsınız etiketlere ;)

Onu da geç, bu tarz indirimden kaptım,müthiş zekiyim, çok akıllı kadınım valla hiç müsrif değilim triplerini  zeyneeeappp tarzı ablalar yapınca bende sigortalar atıyor...

İticisiniz arkadaş, gerçek olun, kendiniz olun yaw... Param b*k gibi, nereye vereceğimi şaşırıyorum demiyorsun da indirimden almış da 40 TL ucuzmuş da, yok efendim kazık yememiş de... Hea bi de uzatma öyle ablacım zeyneeeappp diye uzatma, olmuyor sevimli olmuyorsun, seksi olmuyorsun, olsan olsan salak oluyorsun yapma kuzum...

Aranızda böyle ablalar varsa affola, dost acı söyler, sizleri de seviyoruz, siz de bu vatanın çocuklarısınız, ekonomiye katkınız tartışılmaz ama dost acı söyler, biraz daha küçük harfler, n'olur... ;)

Gözde


31 Ocak 2014 Cuma

İÇİNE ATIYON, ATMA!

Bu aralar kimi görsem, kimi dinlesem, kiminle karşılaşsam bir dertli bir dertli… Bir laf atıyorum ortaya bir bakıyorum çığ olarak üzerime yuvarlanarak geri geliyor cümleler…

Ne mutsuz, ne berbat, ne şirret insanlar olduk biz ya… Herkes birbirinden şikayetçi. Kimse kimseyi haklı bulmuyor. Herkes ben haklıyım, ben doğruyum demekten dünya da ne oluyor ne bitiyor göremiyor. O kadar kendi ile meşgul ki herkes…


Hayır, ülkece mutsuzuz zaten bireylerin mutlu olması imkansız biliyorum da insan yine de bu ne bohem diyor işte, yakınıyor ne bileyim…

Herkes kalıcı bir işi olsun, kenarda çokça parası olsun, herkesi kıskandıracak kadar güzel olsun, pahalı kıyafetler giysin de gerisi boş, gerisi yalan dünya sanki… Kısacası hepimizin derdi imanı para, para, para bir de “ben” haklıyım herkes gerizekalı!

Bence durumun gerçek ama görünmeyen tarafı hiçte o kadar kolay özetlenebilir türden değil… Aslında kimse bundan “mutlu” değil ki…

Mutlu olmak için bunlara gerek yok ki…

Mutluluk bence dünyanın en kolay işi… Ama becerebilirsen tabii…

Ben mutlu olabiliyorum. Mesela şuan bunları size bir bardak sıcak çay eşliğinde yazmak mutlu ediyor beni, sonra bugün Cuma yarın hafta sonu yine mutlu oluyorum. Sağlıklıyım, düşünebiliyorum, yürüyebiliyorum, konuşabiliyorum, görebiliyorum ve yine mutluyum. Akşama arkadaşlarımla buluşacağım ohh mutluyum. İşim, gücüm var mutluyum. Akşam yumuşacık oturduğum bir koltuğum ve sıcacık yattığım bir yatağım var mutluyum. Bir de hayatta kim napıyor görebilecek, hissedebilecek ve tahmin edebilecek kadar güçlü bir zekam var, en çokta buna mutluyum…

Size burada mutlu olduklarımı bir yazmaya başlasam sayfalar dolusu mutluluk çıkarırım… Mutluluklarınızla mutsuzluklarınızı bir yazın inanın bana mutsuzluklarınız sizi mutlu edenlerden çok daha az şeyler. Bu azcık şeylerin sizin hayatınızı ele geçirmesine izin vermeyin. Mutsuz eden şeyler, insanlarsa eğer o zaman onlara da izin vermeyin.

Hea, bir de içinize atıyonuz, atmayın!

Doğru bildiğiniz ne varsa onu yapmaya ve söylemeye başlayın ve kimseden korkmayın!

Şimdi Goran Bregovic'den Chupchik'i benim için dinleyin ve oturduğunuz koltuklarınızda kalkmadan da olsa patrona, çoluğa çocuğa, kocaya belli etmeden kıvırın ya da kalkın ayağa açın müziğin sesini çılgınlar gibi dans edin ve mutlu olun! 

İşte bu kadar basit! :) 




Mutlu hafta sonları J

12 Aralık 2013 Perşembe

Sevdiklerinizi Arayın!

Aylar sonra bu kadar acıklı bir hikaye ile bloga dönüş yapmak istemezdim elbet! Neden bunca zamandır yazmadığımı daha sonra açıklarım. Bu konuda kendime yeteri kadar kızgınım zaten. Bundan sonra inşallah daha fazla birlikte olabileceğiz.


Ama az önce Opera sanatçısı Hakan Aysev'in anlattığı bir hikayeyi dinledim. Ve işte o an koptu bende tüm kayışlar. Bu hikayeye benzer hikayeler var etrafımda. Bu nedenle belki de bu hikaye beni bu kadar derinden etkiledi sabah sabah...

Hikaye şöyle...

Hakan Aysev, babası ile 13 sene boyunca görüşmemiş ve bu dönem çocukluk dönemini kapsıyor. Sonra Hakan bey büyümüş ve bir dolu başarı elde etmiş sanat hayatında. Muhteşem sesi malumunuz... Bir gün araba ile "bir güvercine çarpmamak" için kaza yapmış ve arabası ile taklalar atarak ölümden dönmüş. Ve o ölüm anında hep bahsedilen hayatın film şeridi gibi gözünün önünden geçme olayını yaşamış. Ve kendisi diyor ki, "o an gözümün önünden eşim, çocuğum, sevdiklerim,tüm hayatım ve "babam" geçti." Sonra karar verdim babamı arayıp bulmaya. Babamın telefon numarasını buldum, aradım. Telefonda konuştuktan sonra Çınarcık'da oturduğunu öğrendim, "görüşelim baba" dedim. O da "gel oğlum" dedi. Ve ertesi gün Çınarcık iskelesinden babam beni karşıladı. Evine gittik yemek yedik, kadayıfı çok güzel yapardı, kadayıf yedik beraber. Sonra koca koca adamlar birbirmize sarılarak yattık o akşam. Ve ben ertesi gün Bodrum'a geri döndüm. Çok güzel ve özeldi benim için. Ama döndükten bir akşam sonra"ölüm" haberini aldım babamın!

İşte böyle bir hikaye beni şuan aylar sonra buraya yazdırtan!

Hayat çok kısa denen o klişe laf var ya işte tam da bunun için söylenmiş olmalı. Hayatta yaşarken kızgınlıklar, kırgınlıklar, inatlaşmalar ve kinler arasında büyük bir kavga veriyoruz hepimiz çoğu zaman. Bu kavgalarımızın arasında annemiz, babamız, kardeşlerimiz çok sevdiğimiz yakınlarımız da giriyor. Küskünlükler, seneler süren görüşmemeler, taraflı anlatımlar bunların hepsi bir insanın hayatını nasıl etkiliyor görüyor musunuz?

Geçen koskoca 13 sene! Geri getirelemez telafisi olmayan bir 13 sene! Sonra tam buldum derken yaşanan buz gibi bir ölüm!

Bence bu hikayeden çıkartılacak, "herkese göre çıkartılacak" çok gerçek dersler var. Bu yazıyı okuyan yakınlarım, dostlarım, canlarım, takipçilerim... Bu hayatta "keşke" lafını kullanmak kimse istemiyor değil mi?

O zaman neden bu kadar heveslisiniz bu lafı kullanmaya? Neden bu öfkeniz, kininiz, kıskançlığınız ve fesatlığınız birbirinize karşı? Neden gurur ve kibir denen alçak duygunuzu yenemiyorsunuz? Hani siz çok güçlüsünüz ve o gücünüz ile dağları bile delersiniz ya... Neden sevdiklerinize kucak açmak bu kadar zor? Neden bu en yakınınıza kininiz, öfkeniz? O sizin anneniz, o sizin babanız, o sizin kardeşiniz, o sizin çocuğunuz, o sizin dostunuz, o sizin ....! Bu noktaları siz doldurun!

Ve artık itiraf edin! Bu hayatta yalnız kalmamak adına değil gerçekten istediğiniz ve sevdiğiniz insanları sevin! Ve unutmayın ki bu hayatta uzattığınız elinizi hiçbir yakınınız sonsuza kadar geri çeviremez!

Hayatın öfkesinden bir an olsun kurtulmak bu kadar zor olmamalı. Ne yaşarsanız yaşayın, ne duyarsanız duyun! Başkalarınınki ile değil kendi aklınızla gidin sevdiklerinizin yanına. Çünkü bazen herşey için çok geç kalmış olabilirsiniz. Hayat sonrasında size bir şans daha vermeyecek.

İşte bu yüzden tam da bu yüzden kendinize gelin ve kimseyi ama kimseyi bilmeden yargılamayın! Ve öfkenizi, fesatlığınızı yenin ki işte o zaman en büyük siz olun! İşte o zaman saygı değer, işte o zaman sevilesi, işte o zaman tatlı mı tatlı bir insan olun!

İşte böyle...

Gözde

21 Eylül 2013 Cumartesi

Küçük Dünyaların Büyük İnsanları...

Bugün günlerden Cumartesi... Tüm miskinliğimi dolunay ile birlikte üstümden atarak yeniden buradayım... 

Bu aralar her yerde büyük insanlar görüyorum... Ama küçük dünyaları olan büyük insanlar...


Küçücük bir fanusun içinde dönüp duran balık gibiler bunlar... Küçük görmek değil benimkisi, haşa. Sadece diyecek söz bulamamamdan tepkim. Kendi dışlarında dönüp duran kocaman bir dünya var farkında değiller. Kendilerine bir dünya yaratmışlar ve bu yarattıkları dünyanın içinde kendilerine öyle bir dev aynasında bakıyorlar ki tüm evrenin hakimi, en doğru, en bilge gibi...

Örneğin; küçük bir mahalle düşünün mesela... Mahallede bir sürü komşular olduğunu... Ve o mahalledeki tüm insanlardan bahsetmiyorum ben, o mahallede bir veya iki kişiden bahsediyorum. Kendilerini diğerlerinden yüksek görme, "ben"le başlayan cümlelerin lügattaki çokluğu, herkesten kendini üstün görme, ayrı bir gezegenden gelerek kendini o mahallenin başına gelebilecek en güzel şeymiş gibi hisseden ve o mahalledeki herkesi kendine köle yapmayı amaçlayan ve insan kullanmanın dibine vurmuşlardan bahsediyorum.

Eskilerin bir lafı vardır... 
"Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman çelebi derler" işte öyle birilerinden bahsediyorum... 

Hayat insana kibirinden kurtulmayı, "ben" demekten arınmayı öğretmek için vardır... İstediğin kılığa girip, istediğin dünyevi mertebeye erişebilirsin kendi içinde... Önemli olan 7 alemde de bu mertebede kalabilmektir asıl olan. İster tüm cihanın padişahı ol, ister bir mahallenin keçisi... İstersen tüm en'leri sırala kendini anlatırken... İstediğin kadar ispat etmeye çalış kendini... Hayır, ne fark eder ki?

Çabalayıp, çabalayıp aynı yerde olduğunu göremedikten sonra... Velhasıl, kendini kandırma... Çünkü kimse kanmaz sana... Yüzüne gülen,alkış tutanlar, arkandan nasıl konuşur ki sorma...

Yani egon ile şeytana işbirliği yaptırma... Özünü unutma, şaşırma, sakin ol... Hayat bu, unutma...

Herkese iyi hafta sonları ;)

Gözde

Görsel: Pinterest
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...