22 Ağustos 2016 Pazartesi

Gıybet İs Everywhere!

Alakalı alakasız zamanlarda buraya girip bir şeyler karalamak inanılmaz hoşuma gidiyor! Arada bir tarihe not düşmek, yer konum ve ruh-i halimi bildirmek ve biraz da bindirmek iyi geliyor!



Hayatımızın en köklü, en sıra dışı, en cesur ama en güzel kararını verdik. Biz artık resmen Çanakkaleliyiz... 6 ay oluyor bile neredeyse... İstanbul'un "kısa ve net" her şeyinden bıkmıştık artık ve bize ızdırap vermeye başlamıştı. Bizde senelerdir hayalini kurduğumuz ve milyonların hayali olan Ege'ye yerleşme hayalini gerçekleştirdik çok şükür... Ege'nin başladığı yerdeyiz ve burada özgürüz, yeşiliz, maviyiz, sakiniz, rahatız....

En çok Barbaros için istedik, çok şükür şanslıymış ve belki de onun şansına kalktık geldik buralara...

İşler güçler yolunda, yapıyoruz bir şeyler, halleşiyoruz herkes gibi, sen gibi işte... Ülkenin durumu içimizi daraltsa da, gelecek günlerden ödümüz kopsa da, kelle koltukta olsak da ne yapalım bizde hayatımıza devam ediyoruz...

Ama bu gıybet kazanının altını bir türlü söndüremiyoruz, onu ne yapacağız?

Fizan'a da gitsen bıdır bıdır bıdır.... Sürekli bir homurdanma... Herkes herkesin hayatı ile ilgili konuşuyor, kararlar alıyor, eleştiriyor, söyleniyor, tribe giriyor, yalan söylüyor, iftira atıyor, merak ediyor, haddinden fazla ilgileniyor ve bunları yaparken de sanki çok normal birşey yapıyormuş gibi davranıyor!

Yahu milleti orada burada fotoğraflayıp, tweetler atan ve bu sayede bir sürü takipçi filan kazananlar bile varmış. İş evrensel bir boyut aldı. Sosyal medya ile birlikte kim, kiminle nerede, napıyor, aa gördün mü fotoda o yok, bak tatile kocasıyla gitmemiş, bilmem kim fotolarını beğenmiyo, bak nerelere gitmişler bize haber veren yok! vs. vs.....

Uzatmak istemiyorum da bu gıybet + fesatlık ikilisinin kanka hallerinden fenalık geldi...

Çanakkale'ye geldim burada da sesler gümbür gümbür arkadan geliyor...

Neden gitti, ne oldu da gitti, birşeyden mi kaçtı, miras mı kaldı, parayı mı buldu, kocası mı terk etti, kocasını mı kaçırdı, kocasının ailesinden mi kaçtı, iflas mı etti, işinden mi kovuldu, parası mı yetmedi................

30 yıllık hayalimdi, hayalimi gerçekleştirdim, çok şükür.... Çocuğum, kocam, annem ve babam birlikteyiz, Allah ömür verdiği sürece de birlikte olacağız... Kendi kendimize kendi yağımızla kavruluyoruz, aç değiliz açıkta değiliz, kimseyle de bir hesabımız yok, merak edilecek veya işin içinden çıkılamayacak çok spesifik bir durum yok, üzgünüm!!! Sıradan bir hayatımız var, sanıldığı kadar bir ekşına sahip değiliz. Hayallerimiz var, onların peşinden koşmak bizim için hayatın tadı tuzu... Bir çocuğumuz var, hayatımızın odak noktası... Kendi çemberimizin dışında kalan hiçbir şey ve hiç kimse bizi HİÇ AMA HİÇ ilgilendirmiyor.

Bu kadar basit ve sıradanız işte...

Kısacası gıybet etmeyiniz, edenleri uyarınız ve gıybet edenler bizden biraz uzakta Allah'a yakın bir nokta da bulununuz...

Hörmetler...
Gözde

29 Aralık 2015 Salı

Bir Varmış, Bir Yokmuşlar Toplanıp Bir Ülke Kursunlar!

Bence süper fikir... !

Hani bazen birileri olur hayatınızda. Eşiniz, dostunuz, akrabanız, arkadaşınız... Size her şeylerini anlatırlar. Nasıl samimilerdir nasıl! Böyle işte arkadaşlık, dostluk, yakınlık, samimiyet bu filan dersiniz. Gelirler sizde kalırlar, en özellerini açarlar size... Sizde kendinizi özel hissedersiniz. Bak bana nasıl güveniyor, ne kadar da tatlı, iyi kalpli dersiniz... Bana değer veriyor, beni önemsiyor dersiniz. Çünkü takdirler, iltifatlar havada uçuşur... Kahveyi en iyi sizin yaptığınızdan tutun da ne kadar zeki ve akıllı olduğunuza siz olmasanız o söylediklerinizin hiçbirini düşünemeyeceğini filan söyler dururlar. Evinizin anahtarını ver dese verecek hale gelirsiniz. Öyle bir yapar sizi ki. Ağzıyla diliyle sözüyle, yaptıklarıyla. Sizde bir inanırsınız, bir seversiniz ki. 

Zannedersiniz bu samimiyet böööyyyleee sürüp gidecek!


Sonra günler geçer... Birden aramamaya başlar, siz aradığınızda hiçbir şey yokmuş gibi konuşur, ama yine aramaz... Sonra sizde aramazsınız. Nerede kalmıştır acaba o tılsımlı samimiyet. Pooffff! Uçup gitmiştir çoktan. Bir bakarsınız alakasız insanlarla aynı sizinle kurduğu samimiyeti kurmaya başlamıştır. Duyarsınız, görürsünüz, dinlersiniz... Anlam veremezsiniz. Ben ne yaptım ki şimdi, ne oldu ki, neden böyle oldu diye diye için için yersiniz kendinizi...

Ben size söyleyeyim ne olduğunu...

Siz onun artık her şeyini biliyorsunuzdur... Her şeyini derken, güçlü, zayıf, iyi kötü, güzel çirkin tüm sırlarını, duygularını, gelecekle ilgili planlarını sizinle paylaşmıştır. Ee ne güzel işte ne var ki bunda diye düşünebilirsiniz.

Hayır, iş o değil. İş sizin düşündüğünüz gibi değil. O artık yavaş yavaş size anlattığı şeylerden sıyrılmaya başlamıştır. Artık statüsü yükselmiştir. Kendi o size anlattığı şeylerin kabuğunu kırmış başka bir insan olma yolunda ilerliyordur. 

Eğer siz hala onun hayatında aynı şekilde aynı samimiyetle kalmaya devam ederseniz sizin yanınızda kendisini iyi hissetmeyecektir. Hep o geçmişteki size anlattığı daha çok zayıf ve eksik yönleri aklına gelecek ve sizin onları bilmenizi kendine yediremeyecektir. Kendisini sizin yanınızda şuandaki haliyle köpürtemeyecektir. Çünkü siz öncesini asıl benliğini biliyorsunuz. 

Siz belki de ona geçmişten bir soru soracaksınızdır ya da başka herhangi bir şey! 
Kısacası size yeni hayatında yer yok-tur!

Ya da ben size söyleyeyim mi asıl olanı? Asıl olan artık sizi beğenmiyordur. Sınıf atlamıştır. Sizin samimiyetiniz onu sıkıyordur. Çünkü onun samimiyetine çıkar karışmıştır. Onun ruhuna riyakarlık girmiştir. 

Hea şunu da hatırlatayım... İlk ayağı çukura girdiğinde, canı sıkıldığında, birileri de ona kendi yaptığını yaptığında aklına ilk gelecekler listesinde baş sıralardasınızdır. 

Gelme bahanesi ise!

Çok özledim yaaa, sohbeti, içmeyi, yemeyi, gezmeyi...

Gel de bir hasret giderelim, eskiden şöyle böyle yapardık ne günlerdi beee...!

&

Dikkat edin "ne günlerdi beee" dediğiniz ve o günleri yaşadığınız insanlardan kaç tanesi yanınızda?

Arada sırada gelip giden samimiyetlerden Allah sizi korusun....

"Ne günlerdi beee" diyin elbette ama o günler hiç bitmeden aynen devam edecekse diyin...

Yollar, mesafeler ve mecburi seferler dışındaki her türlü bahanelere kapalıyım artık...

Sanırım çok sıkıldım...

En iyisi çekip gitmek, bırak kalsın kaldığı, olduğu, istediği, özendiği ve hak ettiği yerde...

Gözde


Görsel: Pinterest

10 Temmuz 2015 Cuma

Uslu Çocuk Yetiştirmenin Kuralları ?

Yok öyle bir kural baştan söyleyeyim! 

Henüz ben etrafımda mamasını verip, altını temizleyip, yatağa yatır, baksın tavana sonra da uyusun, sonra yine mamasını ver, altını temizle, baksın tavana sonra yine uyusunlu bir bebekle tanışmadım, görmedim, bilmiyorum!

Ama çocukları 40 yaşına gelmiş olan herkes bebekliklerinde çok uslu bir çocuk ve bebek olduğunu filan söylüyorlar çocuklarının.

Ya geçici hafıza kaybı yaşıyorlar, ya bunadılar, ya da yalan söylüyor ve her şeyin en iyisini ben yaparımcılardanlar.



Hayır madem usluydu sizin çocuklarınız hiç ağlamazlar, sizi hiç yormazlar böyle robot bebek gibi köşe yastığı gibilerdi de neden (tırnak içinde) "yaramaz" çocuklar doğurdular?

Bu kadar kitap okuyoruz, internet gibi bir nimetin başındayız 7/24, sürekli interaktif bir iletişime sahibiz bu çağın anneleri olarak...

Siz bundan 40 sene öncesinde bunların hiçbirine sahip değilken ülkede okuma yazma oranının en düşük olduğu senelerde yaşarken ve o senelerin gençleri olarak çocuk büyütürken nasıl oluyor da uslu çocuk büyütmenin kitabını yazmış gibi sağda solda konuşuyorsunuz ben hiç anlamıyorum.

"Ayh benim oğlan çok usluydu, hiç böyle huysuz değildi."  - "Benim kız akşam bir uyurdu sabaha kadar açmazdı"

Dikkat ediyorum bu cümleleri söyleyenlerin % 49'u bebeklerini kardeşlerine, annelerine baktırıp, kendileri 40 gün yataktan ayağını aşağı indirmemiş, beyaz saten dantelli gecelik ve tüylü terlikleri ile gelenleri sultan yatağında karşılamış insanlar...

Şahsen benim böyle bir anım olmadı. Kasığımda boydan boya dikişle 15 günlük lohusayken banyo ovaladığımı biliyorum ben! 

Diğer %49'u da "ben mükemmellim, mükemmel çocuklar yetiştirdim, ben bebek bakmayı çok iyi biliyorum, sen bir boktan anlamıyorsun, sen anlamadığın ve bakamadığın için bu çocuk böyle zırlıyor"cular.

Bunlar da hep Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi "mış" gibi yaşayan yetişkinlerden. O dönemleri kimsenin bilmediği ortamlarda ahkam kesen ukalalıklarıyla milleti bıktıran insan tipleri....

Geriye kalan %2'lik kısıma hadi diyorum! Hadi belki haklısınızdır. Onu da radyasyonun az olduğu ve çocuklar her şeyin en doğalı ile beslendiği bir dönem olduğundan dolayı belki diyerek salaklık derecesine varan saf duygularımla "hadi, he he öyledir" diyorum!

Benim şansım annem! 
Her zaman söylüyorum. Annem yanımda, yanı başımda hep. Hamileliğimden bu yana. Onun sayesinde zorluk derecem minimumda.

Ben çok ağlayan bir bebekmişim. Ama bana annem tek başına bakmış. Çanakkale'den İstanbul'a gelmiş, kayınvalidesinden başka tanıdığı kimse yokmuş. O da hiç yardımcı olmamış. Bir gün kucağına alıp 1 saat oyalamış değilmiş. Ve annem hiç susmayan bir bebeğe bakarak, hem evinin alışverişini yaparmış, hem benim alışverişimi yaparmış, hem evi siler süpürür, hem yemek yapar, hem babamla ilgilenir hem de dışarı çıktı mı herkes arkasından bir kere daha bakarmış. Annemi o zaman tanıyanlar şimdi 30 yıllık arkadaşları ve annemi bana hep böyle anlatırlar.

Ve babam sağolsun tipik bir Türk erkeği gibi "Annesiiii bu ağlıyor" diyip çekilirmiş bir kenara. Sabahlara kadar hem uykusuz, hem yorgun, hem de tüm koca evin sorumluluğu... Böyle bir kadın geçsin karşıma bana ahkam kessin. Bende onu alnından öpeyim. Ama hoş annemin de bana bakamadığını ve bakamadığı için böyle ağlayan bir bebek olduğumu düşünen bir çok insan var hayatımızda hala. 

Hiç yemek yemememle ilgili ve annemin bulduğu çareleri size daha sonra anlatacağım. O mevzular da ayrı bir dosya yazısı çünkü. 

"Velhasılı kelam, ağzı olan konuşuyor üstadım" lafı buraya cuk gibi oturuyor!

Daha önce de yazdım her çocuk aynı değildir, biri daha uyumlu ve sakinken bir diğeri biraz daha hırçın ve nazlı olabilir. Dikkatinizi çekerim hırçın ve nazlı diyorum. Mız mız ve yaramaz demiyorum.

Ve bunu asla kabul etmiyorum. Her bebeğin bir karakteri var. Ve kimseler kusura bakmasın uslu bebek diye bir şey yok. Ben o çok uslu bebek diye iddia edilenlerin 3 yaşından sonra canavarlaşanlarını çok gördüm. 

Ama anneler herhalde zaman geçince üstünden unutuyor. 

Bilmiyorum belki bende unutucağım. Hep güzel ve mışıl mışıl uyuyan anlarını hatırlayacağım. Belli olmaz. O teyzelerden biri de 40 sene sonra ben oluyor muşum! Bu yazı hala buralarda durursa torunlarım başıma kakarlar inşallah ne diyeyim!

Barbaros, ne sakin ne de hırçın. Gazı varsa, sıkıntılı bir gün geçirdiyse biraz daha agresif olabiliyor. Ama genel anlamda gülmeyi seven bir çocuk şimdilik maşallah. 

İlerleyen zamanlarda ne olur bilemem. Ama uslu bir çocuğum var, ben süper çocuk büyüttüm, mükemmel anneyim demeyeceğim hiç bir zaman, onu biliyorum! 

Anneliğin mükemmelliği çocuğun ağlamaması ile ilgili değildir, bunu herkes ama herkes kabul etsin. NOKTA!!!

Gözde

Görsel: Pinterest

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Eyvah Gaz! "Gazlı Bebek!"

Eveettt Pazar sabahının köründen herkeslere Günaydın! 

Gazlı bir bebeğiniz mi var? Gaz probleminiz hiç bitmeyecek mi sanıyorsunuz? Uykusuz gecelerde kafanızı duvara vurup patlatmak mı istiyorsunuz? Hiç susmayan bir bebek kucağınızdayken kendinizi üniversite yıllarında avare gezdiğiniz zamanları özlerken mi buldunuz? Yoksa sizde onunla birlikte oturup ağlıyor musunuz? 

Ama abartmayın sizde canııımmm bu kadar şikayet olur mu hiç ? O sizin evladınız! :)

Durun şimdi bir derin nefes alalım. Çok hızlı bir giriş oldu bu :)

Günümün en sakin zamanlarından bir parçacık şuan. Ssshh bebek uyuyor! yani. 

Bu sakin zaman parçacıkları bizde her gün değişiyor. Bazen sabah, bazen günün ortalık yeri, bazen akşam üstü 7'de... 

Duyuyorum insanlar rutinleştiriyorlarmış. İşte akşam 8'de yatırıp ertesi gün 8'de kalkıyormuş filan. Biz henüz o şerefe nail olamadık. Bazı günler "aha oldu bu iş!" diye sevinç çığlıkları çok attım. Bir şey başarmanın gururu ile gerine gerine gezdiğim çok oldu ama bizim beyfendi öyle kurallı, kaideli ve düzenli gitmiyor, bana benzemiş ;)


Ben kendimi o şehir efsanesi haline dönüşen "en az 2 sene uykusuzluğu göze alacaksın" cümlesini beynime kazıdım sanırım! O yüzden pek etkilenmiyorum... Zamanında iki seksen "ayh bugün naaaapsaaakkkk" diye aval aval etrafa bakındığım günlerime tutuyorum. Sabah uyandığımda bana gözlerinin içi gülen oğlumun yüzünü gördüğümde yüzümü yıkamama bile gerek kalmıyor! 12 saat uyumuş gibi gözlerim açılıveriyor :)

Neyse bugünkü asıl meselemiz gaz idi! Geri dönelim!

Yukarıdaki tüm cümleleri bizzat, ben, şahsen, kendim yaşadım, yaşadık! Annneeeeee geeelll bu çocuğu biz susturamıyoruz diye annemi aradığım çok oldu. Annem geldi, sustu mu? Hayır, tabi ki. Ama insanın annesi yanında olunca sanki bu iş ile ilgili en makamlı insanın yanında olmasından dolayı içini sonsuz bir huzur kaplıyor. O dakikadan sonra isterse sabaha kadar ağlayabilir yani o derece bir rehavete kapılıyorsun. 

Neyse bizim ağlama krizlerimiz aynen bilim insanlarının ortaya çıkardığı bebek gaz takviminle birebirdi. Efendime söyleyeyim, 20. günde başladık 3,5 aylık olana kadar devam ettik. Şuanda da hala ara ara bazı akşamlarda devam ediyor. Ama bundan sonrası artık dikkat ediyorum ki o gün rüzgar aldıysa, birazcık dikkat etmediğimiz es geçtiğimiz bir zaman dilimi olduysa o zaman dilimi kadar uykuya dalmadan önce bir ağlama durumumuz söz konusu oluyor.

Ama benim ya bu işin bir çözümü yok mu diye hayıflandığımda çok güvenilir bir arkadaşımın önerisiyle ve daha sonra da doktorumuzun tavsiyesiyle Saab damlayı kullandık. Allah'ım o damlayı icat eden, bulan, üreten, satan, getiren, götüren, tavsiye eden, herkese ama herkese ne dualar ettim tahmin bile edemezsiniz!

Bizim oğlana çok iyi geldi, herkes de aynı etkiyi göstermiyormuş o ayrı. Milyon tane damla deneyen, doğal ilaç deneyenler var ama her çocuk da herşey işe yaramıyormuş. Bizimkinde ilk atışımız isabetliydi çok şükür ki!

Gelelim o yoğun gaz altındaki gecelere... Bir kere gün geçtikçe sakin olmayı öğrendim. Bunun geçici bir şey olduğunu kendime inandırdım. Şikayet etmemeye ve şuanda yaşadığım her şeyi ama her şeyi ileride çok özleyeceğimi düşündüm hep. 

Allah'ımın bana verdiği bu mucizeden hiçbir zaman şikayet etmedim. Benden size nacizene tavsiye. Sizde şikayet etmemeye çalışın. Ne olursa olsun ne yaşarsanız yaşayın. Evet, çok zor bir süreç kabul ediyorum. Ama geçecek ve inanın bana o ağladığında kucağınıza aldığında susan ve sizin gözlerinin içine bakarak kafasını göğsünüze dayayan günleri çok özleyeceksiniz. Göğsünüzün üzerinde uyuya kaldığı günleri çok anacaksınız. Ve inanın bana hayatın en güzel şeyini yaşıyorsunuz. O an bunu düşünmek imkansız olabilir ama tadını çıkarın lütfen! Açıkçası ben öyle yapmaya çalıştım. 

Sizin sahip olduğunuz ve yaşadığınız o anı yaşamak için oraya buraya gidip tedaviler olan, evliyalara adaklar adayan, gece gündüz dualar eden milyonlarca kadın var. Biraz sabırlı olun. Çocuk büyütmek zor ama bence dünyanın en zevkli işi. Sizi karşılıksızca seven bir insan, sizin kanınızdan canınızdan. 

Ben bana ondan gelen her şeye ama her şeye önce şükrettim. Sonra da bu durumla başa çıkmanın bir yolunu aradım. İnanın bu mantıkla giderseniz Allah önünüze çıkarır ve kendinize de bebeğinize de eziyet etmiş olmazsınız. Bunu yaşayan ilk siz değilsiniz, son da olmayacaksınız. Önce bunu kabul edin bir kere!

Unutmayın çok şikayet hep daha çoğunu getirir size! Yakınmak yakınmayı, hastalık hastalığı getirir. Siz pozitif olun ki çocuğunuz da pozitif olsun. Asık suratlı, sürekli şikayet eden, öfleyen pöfleyen bir annenin bebeği de ne yazık ki negatif her şeye ağlayan, asık suratlı ve memnuniyetsiz oluyor.

"Aman canım el kadar bebek nerden anlayacak bunları" demeyin! Onlar her durumu herşeyi çok iyi anlıyorlar. Yanlış birşey yaptığınızda özür dileyin ben yapıyorum mesela. "Özür dilerim oğlum mamanı geciktirdiğim için" diyorum! "Özür dilerim seni anlayamadığım" için diyorum. Ve ben öyle konuşmaya başladığımda sakinleşiyor ve beni izliyor sonrasında ise gülmeye başlıyor.

Sakin olun, sadece sakin... Ve en önemlisi pozitif...

Benim bir şansım da eşim!

Kemal bana bu konularda hep destek, tam destek. Benim köşeye sıkıştığımı anladığında hoopp alır kucağımdan , hemen gelir tamam "ben hallederim" der ve ben o an derin bir "ohh'la" şarjımı yeniden doldurma şansına erişirim.

Kısacası çok şükür ki bu konuda çok şanslıyım. Bir şansım da annem. Annem hamileliğim ve şu zamana kadar bir an olsun yalnız bırakmadı beni. Bu pozitifliğimi ve sakinliğimi kazandıran kişi de annemdir. Bana hiç karışmadı, dayatmadı, ben bir şeyi nasıl istiyorsam öyle yapıyorum. Sanırım en önemlisi de bu. Beni hiç germeyince ben de rahat Barbaros'da, annem de, Kemal'de.

"Yanınızda olan insanlar hayatınızın akışını değiştirir" diye beylik bir lafı da şuraya kondurayım. 

Çok şükür!

Kısacası "gaza da mı şükür edeyim şimdi, bu yazının ana fikri bu mu" diye soranlarınız olabilir... Evet, arkadaşım şükür edin! Şikayet etmeyin. Oflayıp, puflamayın. Hemen gardınızı düşürmeyin. Uykusuzum diye kendinizi dağıtmayın, bebeğim var diye kendinizi eve hapsetmeyin. Hayat devam ediyor. Onunla birlikte yaşamayı ve birlikte her şeyden zevk almayı öğrenin. Çare arayın. Ama şikayet ederek değil. Şikayet ederek çare ararsanız, bulduğunuz çareler geçici olur. 

Haa bir de kimsenin bebeğine bakıp iç geçirmeyin. "Bizimki seninki gibi değil ki, canavar canavar bu demeyin!

O canavarı sakinleştirmek inanın bana sizin elinizde. Evet, kabul ediyorum bazı zamanlarda içlerine bir şeyler kaçıyor. Birden deliriveriyor mesela bizimki. An, mekan, insan yanı filan demiyor. O içine kaçan şey gaz olduğunu düşünüyorum, o an onu çıkarmak için yapabileceğiniz ne varsa onu yapın.

Bu zamanla oluşacak bir deneyim. Günler geçtikçe her gün yeni bir sakinleştirme tekniği üretiyorsun. Ve zaman ilerlediğinde o içine kaçan şeyi yani "gazı" çıkarmak için hepsini en baştan başlayarak deniyorsun. 

Çok bilinmeyen bir şeyler değil ama ben yine de yazayım!

Gaz çıkarmak için bizim yöntemlerimiz;

Ayağa kalkın, omzunuza doğru onu yüzüstü yatırın ve sırtına doğru orta sertlikte aynı tempoda pışpışlayın!
Oturun, dizinize yüz üstü şekilde koyun ve aynı şekilde orta sertlikte aynı tempoda pışpışlayın ve aynı zamanda bacağınızı da yukarı aşarı oynatın!
Bizde çok işe yarayan ve doktorun önerdiği asansör yöntemini uygulayın. Ama bir erkek gücü istiyor bazen babadan destek alın! Ayağa kalkın, bebeğinizi yukarı aşağı yukarı aşağı orta yavaşlıkta kaldırıp indirin.
Damlayı verdikten sonra ağzına yalancı emziği sokun ve ayağınızda hızlı bir şekilde sallayın.
Aynı şekilde damlayı verdikten sonra ağzına yalancı emziği sokun ve göğsünüze emzirme pozisyonuna getirerek kulağına doğru pışş pışş pışşlayın!
Rezene çayından günde 7-8 çay kaşığı kadar verebilirsiniz.

Ama tüm bunlar o anı kurtarma çabasıdır, hatırlatayım! :)))

Bazen de derin bir uykuya dalmanın hazırlığıdır hiç belli olmaz! Siz hepsini tek tek deneyebilirsiniz. Elbet biri tutuyor. Tutmadıysa tekrar başa dönün ve aynılarını yapın. Taa ki uykuya dalana kadar :)

Korkmayın, topu topu 2 -3 ay sonra hayat normale dönüyor. Ve yukarıda yazdıklarımı zamanı geldiğinde açıp açıp tekrar okuyun bence :)

Herkese gazsız, koliksiz geceler, günler diliyorum.

Kolik konusuna da ayrıca değineceğim! Deneyimlerimi yazacağım...

Bizimkinin uzaklardan bir yerlerden mızıklama sesleri gelmeye başladı. :)

Şimdilik Adios Amigos!

Gözde

Görsel: Pinterest







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...